Перевод: со всех языков на турецкий

с турецкого на все языки

koşarak geçmek

  • 1 пробегать

    I проб`егать
    сов.
    1) ( bir süre) koşmak
    2) разг. (пропустить что-л. из-за беготни) koşuşmaktan yetişememek
    II пробег`ать
    1) koşmak; koşarak geçmek

    пробежа́ть ми́мо до́ма — evin yanından / önünden koşarak geçmek

    ско́лько киломе́тров ты мо́жешь пробежа́ть? — koşarak kaç kilometre alabilirsin?

    2) врз geçmek

    как бы́стро пробежа́ло вре́мя! — zaman ne de çabuk geçti!

    гру́стная улы́бка пробежа́ла по её лицу́ — yüzünden kederli bir gülümseme geçti

    у меня́ дрожь пробежа́ла по (всему́) те́лу — ürperdim

    3) ( бегло прочитывать) şöyle bir gözden geçirmek

    за за́втраком я пробежа́л газе́ты — kahvaltı ederken gazetelere şöyle bir göz gezdirdim

    Русско-турецкий словарь > пробегать

  • 2 перебегать

    несов.; сов. - перебежа́ть

    перебега́ть че́рез доро́гу — koşarak yolun karşı yanına geçmek

    2) разг. ( переходить на сторону противника) düşmana kaçmak, düşman yanına geçmek

    Русско-турецкий словарь > перебегать

  • 3 run

    adj. kaçak
    ————————
    n. koşu, koşma, yarış, sefer, seyir, gezinti, kaçamak, talep, kaçık, çorap kaçığı, rağbet, otlak, kümes bahçesi, verim, gösterim, süre, devam süresi, sürü, balık sürüsü, çoğunluk, maden damarı, dere, çay, akış
    ————————
    v. koşmak, kaçmak, tabanları yağlamak, geçip gitmek, yarışmak, yarışa katılmak, aday olmak, adaylığını koymak, gitmek (gemi), sürü halinde gitmek, işlemek, gidip gelmek (arasında), akmak, geçmek, uzanmak, sızmak, erimek, geçerli olmak, yürürlükte olmak, koşarak geçmek, aday göstermek, çarpmak, koşturmak, otlatmak, işletmek, çalıştırmak, yönetmek, kullanmak, sürmek, yayınlamak, taşımak, kaçakçılığını yapmak, göstermek (film), oynatmak
    * * *
    1. çalıştır 2. çalış (v.) 3. koşu (n.)
    * * *
    1. present participle - running; verb
    1) ((of a person or animal) to move quickly, faster than walking: He ran down the road.) koşmak
    2) (to move smoothly: Trains run on rails.) gitmek, çalışmak
    3) ((of water etc) to flow: Rivers run to the sea; The tap is running.) akmak, dökülmek
    4) ((of a machine etc) to work or operate: The engine is running; He ran the motor to see if it was working.) çalışmak, işlemek
    5) (to organize or manage: He runs the business very efficiently.) yönetmek, idare etmek
    6) (to race: Is your horse running this afternoon?) yarışmak, koşmak
    7) ((of buses, trains etc) to travel regularly: The buses run every half hour; The train is running late.) çalışmak, işlemek
    8) (to last or continue; to go on: The play ran for six weeks.) sürmek, oynamak
    9) (to own and use, especially of cars: He runs a Rolls Royce.) kullanmak, sürmek
    10) ((of colour) to spread: When I washed my new dress the colour ran.) çıkmak, boya vermek
    11) (to drive (someone); to give (someone) a lift: He ran me to the station.) (arabasıyla) götürmek
    12) (to move (something): She ran her fingers through his hair; He ran his eyes over the letter.) dolaştırmak, gezdirmek
    13) ((in certain phrases) to be or become: The river ran dry; My blood ran cold (= I was afraid).) olmak
    2. noun
    1) (the act of running: He went for a run before breakfast.) koşma, koşu
    2) (a trip or drive: We went for a run in the country.) gezi, dolaşma
    3) (a length of time (for which something continues): He's had a run of bad luck.) süre, dönem
    4) (a ladder (in a stocking etc): I've got a run in my tights.) kaçık
    5) (the free use (of a place): He gave me the run of his house.) kullanma
    6) (in cricket, a batsman's act of running from one end of the wicket to the other, representing a single score: He scored/made 50 runs for his team.) sayı
    7) (an enclosure or pen: a chicken-run.) çevrili açık alan
    - running 3. adverb
    (one after another; continuously: We travelled for four days running.) üst üste
    - runaway
    - rundown
    - runner-up
    - runway
    - in, out of the running
    - on the run
    - run across
    - run after
    - run aground
    - run along
    - run away
    - run down
    - run for
    - run for it
    - run in
    - run into
    - run its course
    - run off
    - run out
    - run over
    - run a temperature
    - run through
    - run to
    - run up
    - run wild

    English-Turkish dictionary > run

  • 4 anlaufen

    anlaufen <unreg, -ge->
    1. v/i <sn> fig harekete geçmek, başlamak; (beschlagen) buğulanmak; Kosten usw tahakkuk etmek;
    anlaufen lassen başlatmak; çalıştırmak, işletmek
    2. v/t: <h> Hafen -e varmak;
    angelaufen kommen koşarak gelmek

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > anlaufen

  • 5 გარბენა

    f.
    gözünün önünden kaçmak, gözünün önünden geçmek
    i.
    koşarak geçme

    Georgian-Turkish dictionary > გარბენა

  • 6 anlaufen

    an|laufen
    irr
    I vi sein
    1) ( angelaufen kommen) koşarak gelmek;
    gegen die Parkuhr \anlaufen yürürken park saatine çarpmak
    2) ( beginnen) başlamak; ( Film) başlamak; ( Motor) çalışmak
    3) (sich verfärben: Silber) menevişlenmek;
    rot \anlaufen kızarmak;
    blau \anlaufen morarmak
    4) ( beschlagen) buğulanmak
    5) sport depara geçmek; ( Schwung holen) hız almak
    II vt naut;
    einen Hafen \anlaufen bir limana uğramak

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > anlaufen

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»